OTOBÜS SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİ
Geçtiğimiz hafta iki yılda bir İstanbul’a misafir olan ve “otobüs”
sektörünün önemli sayılan bir etkinliği olan Busworld fuarı vardı. Fuar,
birbirini çok iyi tanıyan müşteri, satıcı ve tedarikçileri topluca bir araya
getirmesi açısından elbette faydalı. Ancak sektörel dostlukların tazelenmesi
amacının yanısıra bizi fuar alanlarına asıl çeken şey; “ne gibi yenilikler ve
innovasyonlar var acaba?” merakıdır. Üzülerek söylemem gerekirse bu sene benim
açımdan tam bir hayal kırıklığı oldu. Otokar’ın bi zahmet elektrikliye
dönüştürdüğü Doruk’unu saymaz isek “Otobüs cephesinde yeni bir şey yok!” Sadece
ülkemizde değil Avrupa’da da durum aynı. Sektör bir kısırlık ve kendini
tekrarlama dönemine girdi.
Turizm, okul ve personel taşımacılığına yönelik ürünlerde yıllardır
alışık olduğumuz durağanlık kentiçi toplu taşımacılığa yönelik ürünlerde de
kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Engellilerin toplu taşıma
sisteminden yararlanabilmesine yönelik düzenlemenin tesiriyle değişim gösteren
bu segment de artık tekdüzeliğin egemenliğine girmiş durumda. 12 metre ve üzeri
standart yerleşimli alçak taban, 9 metre segmenti standart yerleşimli alçak
giriş, 7,5 metreler arkası havuz önü minare merdivenli standart, 6 metre
minibüslerde ise Otokar’ın alçak girişli ürünü dışında vandan dönüştürülmüş
basamaklı ürünler. Oysa toplu taşıma bir bütündür ve birbiri ile tam entegre
olmak zorundadır. 9 metre ve üzeri otobüsler yenilenmiş, insana huzur ve
engellilere de hizmet veren bir yapıya kavuşmuşken; 7,5 metre belediye
otobüsleri ssanki başka bir gezegenden gelmiş görüntüsü yaratıyor insanda.
Yasaksavar bir engelli girişi sağlanmış ama zaten engelinin yarattığı bir
ruhsal sıkıntısı olan vatandaşa bir de kargo kolisi hissi veren bu mimarinin
insani hiçbir tarafı yok. Birkaç senedir süregelen bu ucube ürünlerin üst
segmentler gibi medeni bir şekle girdiği innovasyonlarla karşılaşmayı çok
umuyordum oysa.
Sektörel açıdan bu kısırlık döneminden çıkışın uzun sürmesi pek çok oyuncunun “havlu atması”
anlamına gelebilir. Birbirinin kopyası
halindeki ürünlerin satış başarısı ancak ve ancak fiyat rekabetine dayanıyor. Her
otobüs üreticisinin içinde bulunduğu şartlar birbirinden farklı olduğu için
zayıflıkları olanlar sahneden çekilmek zorunda kalacaklar. Türkiye’de üretim yapan iki Alman markasının
varlığını devam ettirmesine yetecek gücü var : Bu markalar motor ve aks gibi
pek çok şase grubu kompenenti kendileri üretiyorlar ve değerli markalar aynı
zamanda. Dönüp yerli üreticilerimize baktığımızda tamamının “üst yapıcı” liktan
öteye gidemediğini üzülerek görüyoruz. Avrupa’nın en fazla otobüs üreten
ülkelerinden birisi olmamıza karşılık altyapı olarak tamamen dışa bağımlı
durumda olmamız akılla açıklanabilir bir durum değildir. Yerli firmalarımız
birbiri ile kıran kırana rekabet ederken asıl kazanan hepsine komponent satan
bir iki Avrupalı tedarikçi aslında. Sektör ve devlet bu gerçeği tersine
çevirebilmenin yolunu bulmak zorundadır.
Yerli otomobil gündemdeyken, başarı şansı çok daha yüksek
hatta garantiyken otobüs ile ilgili hiçbir adım atılmaması anlaşılabilir bir
durum değildir. Emek yoğun bir sektör
olması nedeniyle istihdama büyük katkılar sağlayan sektörün varlığını ve
rekabet gücünü sürdürebilmesi için devletin önderliğinde alt yapı
kompenentlerinin yerli markalar olarak geliştirilmesinin yolu bir an önce
açılmalıdır.