2 Ekim 2013 Çarşamba

Elektrikli Otomobiller Türkiye’ye uygun mu?


TEİAŞ resmi istatistiklerine göre 2010 yılındaki elektrik üretimimizin enerji kaynaklarına göre dağılımı aşağıdaki gibidir:
Termik Santraller             32278,5 MW     %65,2
Hidrolik Santraller           15831,2 MW      %32
Jeotermal Santraller      94,2 MW             %0,2
Rüzgâr Santralleri            1320,2 MW         %2,7
TOPLAM                             49524,1                %100
Kömürü yakıt olarak kullanan termik santraller toplam elektrik üretimin  %24,1’ini,  petrolü yakıt olarak kullananlar ise toplam elektrik üretiminin  %41,1 ‘ini üretmektedir.
TMMOB  1. Enerji Sempozyumundaki verilere göre termik santrallerin net verimleri yakıt türü ve kurulu güce göre değişmektedir. Bu değerler aşağıdaki tabloda yer almaktadır. Bu santraller genelde son derece düşük verimle çalışmaktadırlar.
Termik Elektrik Santralı Gücü (MW)
Ana Yakıt Cinsi
Net Verim (%)
2x820
Linyit Kömürü
40.6
2x931
Linyit Kömürü
42.3
2x907
Linyit Kömürü
41.7
1x1025
Linyit Kömürü
>43
1x414
Taş Kömürü
47
1x750
Taş Kömürü
46.3
1x100 Gaz Türbini
Doğal Gaz
32
1000 Kombine Doğal Gaz Santralı
Doğal Gaz
47

Elektrik üretim noktasındaki verimsizliklerin üzerine elektriğin iletimindeki kayıp ve kaçaklardan kaynaklanan ilave verimsizlikleri de eklemek gerekiyor. 2009 yılında bu verimsizlik %17,7 olarak gerçekleşmiştir. (Kaynak TEDAŞ istatistikleri )
Ülkemizin mevcut görünümüne göre; üretim noktasında yakılan 100 birim fosil yakıttan elde edilen enerji tüketim noktasına ortalama olarak 30 birim olarak ulaştırılabilmektedir.
ABD resmi yakıt ekonomisi kuruluşu (http://www.fueleconomy.gov) bilgilerine göre; bugün gelinen noktada elektrikli araçların ( EV ) %75 gibi yüksek bir verimle çalıştıklarını biliyoruz. İçten yanmalı motorlara sahip araçların ise ortalama%20 ( %14 - %26, sürüş çevrimine göre değişir) gibi düşük bir verimle çalıştıklarını yine aynı kaynaktan öğreniyoruz. Rüzgâr, yuvarlanma direnci ve drivetrain kayıpları her iki araçta da aynı seviyelerdedir. Dramatik fark enerji kaynağında belirmektedir. Elektrik motorları %90 seviyesinde bir mekanik verim ile çalışabilmekteyken içten yanmalı motorlar % 30 mertebesinde bir mekanik verime sahipler.  En büyük enerji kaygı soğutma ve egzost sistemiyle atmosfere atılan atık enerjidir. Bu atık ısı enerjisi bugün için motordan net alınan enerjinin iki katı mertebesindedir.
Bu basit hesabı aynı ağırlıktaki biri elektrikli öbürü içten yanmalı motorlu iki otomobilin aynı yolu aynı sürede kat ettikleri varsayımı ile karşılaştırmalı olarak ele aldığımızda aşağıdaki ortalama manzara ile karşılaşırız:
Elektrikli otomobil şarj noktasında aldığı 30 birim enerji ile 23 birim iş yapabilmektedir. İçten yanmalı motorlu otomobil ise deposuna konan 100 birim fosil yakıt enerjisine karşılık 20 birim iş yapabilmektedir. Ancak bugünkü teknoloji ile aynı aracın elektrikli ve içten yanmalı motorlu seçeneklerinin boş ağırlıkları arasında ciddi fark mevcuttur. Piller ile yakıt ağırlıkları arasındaki elektrikli otomobiller aleyhine oluşan fark aradaki 3 birimlik farkı da ortadan kaldırmaktadır. ( Kaldı ki bu hesaba elektrikli otomobil lehine araç içi ısıtma-soğutma-havalandırma için gereken enerji dahil edilmemiştir. )
Çevre
Elektrikli araçların bugünkü teknolojik düzeyleri ile en azından ülkemiz için toplam emisyon salınımına olumlu tesiri maalesef çok sınırlıdır. Fosil yakıtlı termik santrallerimiz dışında kalan kaynaklardan elektrik üretimimiz toplam üretimin %35 ‘i mertebesindedir. Mevcut otomobillerin elektrikli araçlara dönüştüğü senaryosuna baktığımızda ihtiyaç duyulacak yeni elektrik enerjisini üretecek yatırımlar ancak termik santrallerdir. Bu açıdan çevreci diyemeyiz. Hoş araçlarda egzoz borusu bulunmuyor, bir yerinden duman çıkmıyor. Salt araç ile sınırlanmış çerçeveye bakarak bu araçlara “zero emission” denmektedir. Ancak içinde yaşadığımız dünya açısından bir getirisi bugün için yok denecek düzeyde. Araçtan çıkmayan dumanın bacasından atmosfere salındığı yer termik santraller. İler ki yıllarda nükleer enerji ve rüzgâr enerjisi ile elektrik üretimi önemli boyutlara ulaşır ise otomobillerin elektrikli araçlara dönüşmesi çevre açısından anlamlı hale gelebilir.
Ekonomi
Elektrik üretiminde fosil yakıt kullanım oranının bu kadar yüksek olduğu sürece, termik santral teknolojisinde verim açısından dramatik bir gelişme olmadıkça, elektrik iletim ve dağıtımında verimsizlikler iyileştirilemedikçe, elektrikli otomobilin ülkemiz için yanlış bir tercih olacağını kabul etmek durumundayız. Yeni termik santraller inşa edeceğiz. Bunlara çok büyük kaynaklar aktaracağız. Ancak karşılığında otomobiller için onların içten yanmalı motorlarında yaktıkları petrole eşdeğer fosil yakıt tüketerek ikame etmekten başka bir şey kazanmayacağız. Üstüne üstlük devlet petrol üzerinden temin ettiği vergi gelirlerini bu kez elektrik enerjisine ekleyecektir. Bu durumda hem konut hem de işyerlerinin elektrik faturaları ciddi miktarda kabaracaktır.
Türkiye ürettiği elektriğin yarısından fazlasını ithal kaynaklardan elde etmektedir. 2020 yılına kadar yıllık talep artışının %6,4 ile %7,9 arasında olacağı varsayılarak her iki senaryoya göre planlama çalışmaları yapılmıştır. Her iki senaryo için 2011-2015 arası için yıllık 4,9 veya 4 milyar dolar, 2016 -2020 arası için yıllık 10,2 veya 5,5 milyar dolarlık yatırımın yapılması gerekmektedir.
Türkiye’deki kişi başına elektrik tüketimi dünya ortalamasının altında olmakla beraber talep artış hızı dünya ortalamasının 3 katıdır.
2011 başında Türkiye’deki elektrik üretim ve tüketimini dikkate alarak arz-talep projeksiyonu hazırlayan Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ), "gerekli adımların atılmaması durumunda 2016 yılında elektrik arzının talebi karşılayamayacağı" uyarısında bulundu.

Zaten mevcut şartlar altında bile elektrik darboğazına girme riski olan bir ülkeyiz. Bunun üzerine eklenecek elektrikli otomobil ‘e geçiş ülke ekonomisi ve elektrik altyapımız açısından olumsuz bir etki yapacaktır.
Sonuç
İhtiyaç duyduğu enerjinin yarıdan fazlasını ithal etmek zorunluluğunun yanı sıra her yıl muazzam yatırımlar yapmadığı takdirde gelişemeyecek bir ülke olan Türkiye’nin hem ekonomik hem politik hem de stratejik açıdan birinci önceliği her alanda enerji verimliliği olmalıdır. Son yıllarda bu konuda ciddi farkındalık ve çalışmaların başlamış olması ümit vericidir. Konutlardan, sanayiye, kamu düzeninden ulaşıma kadar her alanda enerjiyi verimli kullanmadan daha fazla kaynak yaratılamayacak ve kalkınmamız sürdürülebilirlik açısından kırılganlık gösterecektir. Halk ve kurumlar olarak dünyanın en pahalı enerji kullananları arasındayız. Bu gerçek sanayi de rekabeti, bireylerin hayatında ise yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir.  Konu başlığından yola çıkar isek; elektrikli otomobiller bugün için bize umulan katkıyı sağlamaktan çok uzak görünüyor.

Elektrikli otomobil üretiminin fizıbıl olabilmesi ülke elektrik üretim ve dağıtım alt yapısına bağlıdır. Çok ağır yatırımlarla ulaşılan bu altyapı bugünden yarına kolay kolay değişemeyecektir. %90 mertebesindeki elektrik motoru verimleri zaten oldukça ileridir. Arge olarak verimli saha içten yanmalı motorların çok düşük olan verimlerini geliştirmektir. Rejenerasyon konusunda ve hibrid araç teknolojilerinde alınabilecek çok yol vardır. Bu sahalarda ulaşılabilecek buluşlar hem uluslar arası rekabette çok değerli silahlar haline gelir hem de ülke algısının derecesini çok ciddi olarak yükseltir.  Ülkenin bu tip bir değere sahip olması büyümenin istikrarı açısından da son derece kritiktir. Türkiye için fason üretimcilikle ulaşılabilecek zirveler geçilmiştir. Bundan sonrasına ancak ve ancak “Arge” ile yakalanacak önemli buluşlarla gidilebilir. Hayatın her alanında yeniliklere, icatlara ve aykırı düşünebilen yaratıcı beyinlere ihtiyacımız var. 

İzleyiciler