TEİAŞ resmi istatistiklerine göre 2010 yılındaki elektrik
üretimimizin enerji kaynaklarına göre dağılımı aşağıdaki gibidir:
Termik
Santraller 32278,5 MW %65,2
Hidrolik
Santraller 15831,2 MW %32
Jeotermal Santraller 94,2 MW %0,2
Rüzgâr
Santralleri 1320,2 MW %2,7
TOPLAM 49524,1 %100
Kömürü yakıt olarak kullanan termik santraller toplam
elektrik üretimin %24,1’ini, petrolü yakıt olarak kullananlar ise toplam
elektrik üretiminin %41,1 ‘ini
üretmektedir.
TMMOB 1. Enerji
Sempozyumundaki verilere göre termik santrallerin net verimleri yakıt türü ve
kurulu güce göre değişmektedir. Bu değerler aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
Bu santraller genelde son derece düşük verimle çalışmaktadırlar.
Termik Elektrik Santralı Gücü (MW)
|
Ana Yakıt Cinsi
|
Net Verim (%)
|
2x820
|
Linyit Kömürü
|
40.6
|
2x931
|
Linyit Kömürü
|
42.3
|
2x907
|
Linyit Kömürü
|
41.7
|
1x1025
|
Linyit Kömürü
|
>43
|
1x414
|
Taş Kömürü
|
47
|
1x750
|
Taş Kömürü
|
46.3
|
1x100 Gaz Türbini
|
Doğal Gaz
|
32
|
1000 Kombine Doğal Gaz Santralı
|
Doğal Gaz
|
47
|
Elektrik üretim noktasındaki verimsizliklerin üzerine
elektriğin iletimindeki kayıp ve kaçaklardan kaynaklanan ilave verimsizlikleri
de eklemek gerekiyor. 2009 yılında bu verimsizlik %17,7 olarak gerçekleşmiştir.
(Kaynak TEDAŞ istatistikleri )
Ülkemizin mevcut
görünümüne göre; üretim noktasında yakılan 100 birim fosil yakıttan elde edilen
enerji tüketim noktasına ortalama olarak 30 birim olarak ulaştırılabilmektedir.
ABD resmi yakıt ekonomisi kuruluşu (http://www.fueleconomy.gov) bilgilerine
göre; bugün gelinen noktada elektrikli araçların ( EV ) %75 gibi yüksek bir
verimle çalıştıklarını biliyoruz. İçten yanmalı motorlara sahip araçların ise ortalama%20
( %14 - %26, sürüş çevrimine göre değişir) gibi düşük bir verimle
çalıştıklarını yine aynı kaynaktan öğreniyoruz. Rüzgâr, yuvarlanma direnci ve
drivetrain kayıpları her iki araçta da aynı seviyelerdedir. Dramatik fark
enerji kaynağında belirmektedir. Elektrik motorları %90 seviyesinde bir mekanik
verim ile çalışabilmekteyken içten yanmalı motorlar % 30 mertebesinde bir
mekanik verime sahipler. En büyük enerji
kaygı soğutma ve egzost sistemiyle atmosfere atılan atık enerjidir. Bu atık
ısı enerjisi bugün için motordan net alınan enerjinin iki katı mertebesindedir.
Bu basit hesabı aynı ağırlıktaki biri elektrikli öbürü içten
yanmalı motorlu iki otomobilin aynı yolu aynı sürede kat ettikleri varsayımı
ile karşılaştırmalı olarak ele aldığımızda aşağıdaki ortalama manzara ile
karşılaşırız:
Elektrikli otomobil
şarj noktasında aldığı 30 birim enerji ile 23 birim iş yapabilmektedir. İçten
yanmalı motorlu otomobil ise deposuna konan 100 birim fosil yakıt enerjisine
karşılık 20 birim iş yapabilmektedir. Ancak bugünkü teknoloji ile aynı aracın
elektrikli ve içten yanmalı motorlu seçeneklerinin boş ağırlıkları arasında
ciddi fark mevcuttur. Piller ile yakıt ağırlıkları arasındaki elektrikli
otomobiller aleyhine oluşan fark aradaki 3 birimlik farkı da ortadan
kaldırmaktadır. ( Kaldı ki bu hesaba elektrikli otomobil lehine araç içi
ısıtma-soğutma-havalandırma için gereken enerji dahil edilmemiştir. )
Çevre
Elektrikli araçların bugünkü teknolojik düzeyleri ile en
azından ülkemiz için toplam emisyon salınımına olumlu tesiri maalesef çok
sınırlıdır. Fosil yakıtlı termik santrallerimiz dışında kalan kaynaklardan
elektrik üretimimiz toplam üretimin %35 ‘i mertebesindedir. Mevcut
otomobillerin elektrikli araçlara dönüştüğü senaryosuna baktığımızda ihtiyaç
duyulacak yeni elektrik enerjisini üretecek yatırımlar ancak termik
santrallerdir. Bu açıdan çevreci diyemeyiz. Hoş araçlarda egzoz borusu
bulunmuyor, bir yerinden duman çıkmıyor. Salt araç ile sınırlanmış çerçeveye
bakarak bu araçlara “zero
emission” denmektedir. Ancak içinde yaşadığımız dünya açısından bir
getirisi bugün için yok denecek düzeyde. Araçtan çıkmayan dumanın bacasından
atmosfere salındığı yer termik santraller. İler ki yıllarda nükleer enerji ve rüzgâr
enerjisi ile elektrik üretimi önemli boyutlara ulaşır ise otomobillerin
elektrikli araçlara dönüşmesi çevre açısından anlamlı hale gelebilir.
Ekonomi
Elektrik üretiminde fosil yakıt kullanım oranının bu kadar
yüksek olduğu sürece, termik santral teknolojisinde verim açısından dramatik
bir gelişme olmadıkça, elektrik iletim ve dağıtımında verimsizlikler
iyileştirilemedikçe, elektrikli otomobilin ülkemiz için yanlış bir tercih
olacağını kabul etmek durumundayız. Yeni termik santraller inşa edeceğiz.
Bunlara çok büyük kaynaklar aktaracağız. Ancak karşılığında otomobiller için
onların içten yanmalı motorlarında yaktıkları petrole eşdeğer fosil yakıt
tüketerek ikame etmekten başka bir şey kazanmayacağız. Üstüne üstlük devlet
petrol üzerinden temin ettiği vergi gelirlerini bu kez elektrik enerjisine
ekleyecektir. Bu durumda hem konut hem de işyerlerinin elektrik faturaları
ciddi miktarda kabaracaktır.
Türkiye ürettiği elektriğin yarısından fazlasını ithal
kaynaklardan elde etmektedir. 2020 yılına kadar yıllık talep artışının %6,4 ile
%7,9 arasında olacağı varsayılarak her iki senaryoya göre planlama çalışmaları
yapılmıştır. Her iki senaryo için 2011-2015 arası için yıllık 4,9 veya 4 milyar
dolar, 2016 -2020 arası için yıllık 10,2 veya 5,5 milyar dolarlık yatırımın
yapılması gerekmektedir.
Türkiye’deki kişi başına elektrik tüketimi dünya
ortalamasının altında olmakla beraber talep artış hızı dünya ortalamasının 3
katıdır.
2011 başında Türkiye’deki elektrik
üretim ve tüketimini dikkate alarak arz-talep projeksiyonu hazırlayan Türkiye
Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ), "gerekli adımların atılmaması
durumunda 2016 yılında elektrik arzının talebi karşılayamayacağı"
uyarısında bulundu.
Zaten mevcut şartlar altında bile elektrik darboğazına girme
riski olan bir ülkeyiz. Bunun üzerine eklenecek elektrikli otomobil ‘e geçiş
ülke ekonomisi ve elektrik altyapımız açısından olumsuz bir etki yapacaktır.
Sonuç
İhtiyaç duyduğu enerjinin yarıdan fazlasını ithal etmek
zorunluluğunun yanı sıra her yıl muazzam yatırımlar yapmadığı takdirde
gelişemeyecek bir ülke olan Türkiye’nin hem ekonomik hem politik hem de
stratejik açıdan birinci önceliği her alanda enerji verimliliği olmalıdır. Son
yıllarda bu konuda ciddi farkındalık ve çalışmaların başlamış olması ümit
vericidir. Konutlardan, sanayiye, kamu düzeninden ulaşıma kadar her alanda
enerjiyi verimli kullanmadan daha fazla kaynak yaratılamayacak ve kalkınmamız
sürdürülebilirlik açısından kırılganlık gösterecektir. Halk ve kurumlar olarak
dünyanın en pahalı enerji kullananları arasındayız. Bu gerçek sanayi de
rekabeti, bireylerin hayatında ise yaşam kalitesini olumsuz
etkilemektedir. Konu başlığından yola
çıkar isek; elektrikli otomobiller bugün için bize umulan katkıyı sağlamaktan
çok uzak görünüyor.
Elektrikli otomobil üretiminin fizıbıl olabilmesi ülke
elektrik üretim ve dağıtım alt yapısına bağlıdır. Çok ağır yatırımlarla
ulaşılan bu altyapı bugünden yarına kolay kolay değişemeyecektir. %90
mertebesindeki elektrik motoru verimleri zaten oldukça ileridir. Arge olarak
verimli saha içten yanmalı motorların çok düşük olan verimlerini
geliştirmektir. Rejenerasyon konusunda ve hibrid araç teknolojilerinde
alınabilecek çok yol vardır. Bu sahalarda ulaşılabilecek buluşlar hem uluslar
arası rekabette çok değerli silahlar haline gelir hem de ülke algısının
derecesini çok ciddi olarak yükseltir.
Ülkenin bu tip bir değere sahip olması büyümenin istikrarı açısından da
son derece kritiktir. Türkiye için fason üretimcilikle ulaşılabilecek zirveler
geçilmiştir. Bundan sonrasına ancak ve ancak “Arge” ile yakalanacak önemli
buluşlarla gidilebilir. Hayatın her alanında yeniliklere, icatlara ve aykırı
düşünebilen yaratıcı beyinlere ihtiyacımız var.
1 yorum:
Rasyonel yaklaşımla konu ele alındığında gerçekler de günyüzüne çıkabiliyor. Bir kişinin, ulaşım amacıyla kendi ağırlığının yaklaşık 10-15 katını da hareket ettirmek zorunda kaldığını düşünürsek (otomobil kapasite kullanımı genelde 1.6 kişi/araç şeklinde oluyor) ; gerçekten bir birim enerji ile ne kadar az iş yapabildiğimiz ortaya çıkıyor. Yenilenebilir enerjiye kimsenin itirazı olmayacaktır. Bakış açımızın öncelikle "neden hareket ermek zorunda olduğumuza"; bu hareketi öncelikle minimize edecek çözümlerin aranmasına (örneğin bu iletişim çağında home Office, web üzerinden toplantı-görüşme-vb); gerekli olması durumunda toplu taşımaya ve bu toplu taşımanın bireysel beklentileri karşılayabilecek niteliğe kavuşturulmasına, daha küçük ebatlı ve hafif bireysel ulaşım araçlarının geliştirilmesine; eğitimde ilkokul çağından başlayarak lüks otomobillerin statü göstergesi olamayacağı; daha az tüketerek daha fazla iş yapabilmenin bir erdem olduğuna yönlendirirsek sanırım EV ya da içten yanmalının da tartışılmasına gerek kalmayacaktır.
Yorum Gönder