3 Mayıs 2012 Perşembe


Otomotiv sanayi büyüdü ama !
Hindistan’da filleri yetiştirmek için, onları küçücükken kalın bir zincirle bir kazığa bağlarlarmış. Tabi bu yavru filin bu zinciri koparabilmesi, kırabilmesi ya da kazığı söküp atabilmesi mümkün değildir. Küçük fil önceleri bundan kurtulmak için tüm gücüyle uğraşır, defalarca dener ama sonucu değiştiremez, özgürlüğüne kavuşamaz. Yıllar geçer, fil kocaman olur... Bağlı olduğu kazığın ve zincirin onlarca katına gücü yetebilir artık. Ama fil asla böyle bir girişimde bulunmaz. O özgür olamayacağına inanmıştır, artık kırılamayan şey, filin zinciri değil inancıdır. Buna psikolojide "Öğrenilmiş Çaresizlik" deniyor...

Bu fil eğitimi (terbiye) biçimi aslında insanlar içinde (görünmez kazıklar ve zincirlerle) geçerlidir. Düşünür Celal Yalınız ( Sakallı Celal, Ölümü 1962 ) bu tip durumlar için çok meşhur olan şu vecizeyi söylemiştir : "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur." Yani bireyin, toplumun ve kurumların özgürleşemeyeceği, değişemeyeceği eğitim ile kazandırılıyor aslında. Eğitim sınır çiziyor ve bu sınırın ötesine geçmenin mümkün olmadığına inandırıyor insanı.

Filin eğitim hikayesi ve Sakallı Celal’in analizi, bizim otomotiv sektörümüzün gelişim hikayesi ile birbirine çok benzemektedir. Yarım yüzyıl öncesinden ithal ikame politikaları ile temelleri atılan otomotiv sektörümüz malesef o günden bugüne kadar, kazığını çakan ve zincirini bağlayan ithal ortakları ya da lisansörlerinin çizdiği sınırın ötesine geçememiştir. Sektör küçük bir bebek iken çakılan kazık ve takılan zinciri bugün dünya ölçeğinde hatırı sayılır üretim yapar haline gelmesine rağmen sökmeyi denememektedir bile. Çünkü ortak ya da lisansörlerimiz o günden bugüne kadar bizi eğite eğite sınırlı alandaki fasit bir daire etrafında dönmek cehaletine mahkum etmişlerdir.

Birkaç kaporta işi ve trim aksamı dışında işin nüvesinden hep uzak tutulduk. O işler çok büyük işler ve ağır konulardı. Onlar bizlerden daha zeki uzaylı yaratıkların icadıydı ve insan ne kadar fen tahsili yaparsa yapsın o bilgiye vakıf olamazdı. Espri bir yana pek çok yönetici buna benzer haleti ruhiye içersindedir. “Aman icat çıkartmayın” ya da “ Adamlar almış başını gitmiş” ninnileri ile innovasyoncuların, istekli gençlerin önü kesilmiştir.

Bizlerdeki bu kafalar değişmedikçe ne zincir kırılr ne kazık sökülür. Hemde bu kazık ve zincirin kuvvettli bir üfürmeyle bile yıkılacağı cüsseye erişmiş olduğumuz halde. Sakallı Celal öleli tamı tamamına 50 yıl olmuş..Çok şeyler değişse de o kafa değişmemiş..

2 yorum:

Yalın Üretim dedi ki...

Haluk Selam,

Sadece Türkiye'de araç satışlarının çok(!) olduğuna bakıp gaza gelerek hareket etmek isteyenler var. Başka pazarlarda ürün sunamayacaksak sadece zincirin boyunu uzatmaya da gönlüm razı olmaz. Eline sağlık

Demson dedi ki...

Otomotiv sektörüne adım attığımdan bu yana aynı şeyi düşünüyorum. Bunca ana sanayi var ama kendi markası yok Türkiye'nin. Temsa bunu kırmaya çalıştı biraz belki ama daha kapsamlı bir çalışma gerekir. Konu hep pazar bulamama endişesi. Ancak Hyundai'ye baktığımda böyle bir endişenin yersiz olduğunu görüyorum. Hatta Daewoo (Chevrolet) ve Tata bile araba satıyor dünyada. Mesele aracın kalitesi de değil aslında. Temel mesele istemekle ilgili. "Önü kesilmek" hususunda çok edilgin algıya da razı değilim. Tanıdığım yan sanayilerin büyük çoğunluğu sıfırdan gelmişler mevcut hallerine. Belki birkaç tanesi biraraya gelip bu işi kotarabilirdi. Ama ön önemli konu böyle bir niyetin hiç oluşmamış olması idi. Otoyol'un kurtuluş için Iveco markasında ısrar stratejisi bizim bu algımızın özeti.

Saygılar

İzleyiciler