24 Nisan 2012 Salı


OTOBÜS SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİ

Geçtiğimiz hafta iki yılda bir İstanbul’a misafir olan ve “otobüs” sektörünün önemli sayılan bir etkinliği olan Busworld fuarı vardı. Fuar, birbirini çok iyi tanıyan müşteri, satıcı ve tedarikçileri topluca bir araya getirmesi açısından elbette faydalı. Ancak sektörel dostlukların tazelenmesi amacının yanısıra bizi fuar alanlarına asıl çeken şey; “ne gibi yenilikler ve innovasyonlar var acaba?” merakıdır. Üzülerek söylemem gerekirse bu sene benim açımdan tam bir hayal kırıklığı oldu. Otokar’ın bi zahmet elektrikliye dönüştürdüğü Doruk’unu saymaz isek “Otobüs cephesinde yeni bir şey yok!” Sadece ülkemizde değil Avrupa’da da durum aynı. Sektör bir kısırlık ve kendini tekrarlama dönemine girdi.

Turizm, okul ve personel taşımacılığına yönelik ürünlerde yıllardır alışık olduğumuz durağanlık kentiçi toplu taşımacılığa yönelik ürünlerde de kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Engellilerin toplu taşıma sisteminden yararlanabilmesine yönelik düzenlemenin tesiriyle değişim gösteren bu segment de artık tekdüzeliğin egemenliğine girmiş durumda. 12 metre ve üzeri standart yerleşimli alçak taban, 9 metre segmenti standart yerleşimli alçak giriş, 7,5 metreler arkası havuz önü minare merdivenli standart, 6 metre minibüslerde ise Otokar’ın alçak girişli ürünü dışında vandan dönüştürülmüş basamaklı ürünler. Oysa toplu taşıma bir bütündür ve birbiri ile tam entegre olmak zorundadır. 9 metre ve üzeri otobüsler yenilenmiş, insana huzur ve engellilere de hizmet veren bir yapıya kavuşmuşken; 7,5 metre belediye otobüsleri ssanki başka bir gezegenden gelmiş görüntüsü yaratıyor insanda. Yasaksavar bir engelli girişi sağlanmış ama zaten engelinin yarattığı bir ruhsal sıkıntısı olan vatandaşa bir de kargo kolisi hissi veren bu mimarinin insani hiçbir tarafı yok. Birkaç senedir süregelen bu ucube ürünlerin üst segmentler gibi medeni bir şekle girdiği innovasyonlarla karşılaşmayı çok umuyordum oysa.

Sektörel açıdan bu kısırlık döneminden çıkışın  uzun sürmesi pek çok oyuncunun “havlu atması” anlamına gelebilir.  Birbirinin kopyası halindeki ürünlerin satış başarısı ancak ve ancak fiyat rekabetine dayanıyor. Her otobüs üreticisinin içinde bulunduğu şartlar birbirinden farklı olduğu için zayıflıkları olanlar sahneden çekilmek zorunda kalacaklar.  Türkiye’de üretim yapan iki Alman markasının varlığını devam ettirmesine yetecek gücü var : Bu markalar motor ve aks gibi pek çok şase grubu kompenenti kendileri üretiyorlar ve değerli markalar aynı zamanda. Dönüp yerli üreticilerimize baktığımızda tamamının “üst yapıcı” liktan öteye gidemediğini üzülerek görüyoruz. Avrupa’nın en fazla otobüs üreten ülkelerinden birisi olmamıza karşılık altyapı olarak tamamen dışa bağımlı durumda olmamız akılla açıklanabilir bir durum değildir. Yerli firmalarımız birbiri ile kıran kırana rekabet ederken asıl kazanan hepsine komponent satan bir iki Avrupalı tedarikçi aslında. Sektör ve devlet bu gerçeği tersine çevirebilmenin yolunu bulmak zorundadır.  

Yerli otomobil gündemdeyken, başarı şansı çok daha yüksek hatta garantiyken otobüs ile ilgili hiçbir adım atılmaması anlaşılabilir bir durum değildir.  Emek yoğun bir sektör olması nedeniyle istihdama büyük katkılar sağlayan sektörün varlığını ve rekabet gücünü sürdürebilmesi için devletin önderliğinde alt yapı kompenentlerinin yerli markalar olarak geliştirilmesinin yolu bir an önce açılmalıdır. 

Hiç yorum yok:

İzleyiciler