Otomotiv sektöründeki herkesin farklı önceliklerde olsa bile sıcak gündemi : Sayın başbakanımızın Tüsiad patronlarına hitap ettiği bir konuşmasında ortaya attığı bölgesel ve küresel anlamda “yerli bir otomobil markası” yaratma düşüncesi.
Çeyrek asırlık meslek hayatının tamamını arge ve otomotive veren bir mühendis olarak, bu konuya ilişkin düşüncelerimi sektör içi ve sektör dışındaki ilgililerle paylaşmak, ulusal önemi olan bu girişim fikrine katkı sağlamak, benim inancıma göre sosyal bir ödev.
Ürün konseptinde innovasyonlar
Dünyada otomotiv sektörünün markalaşma süreci herkesin bildiği gibi 20. yüzyılda nerdeyse tamamlanmış durumdadır. Özellikle geçen yüzyılın son çeyreğinde pek çok markanın küresel rekabet nedeniyle tarihe karıştığı gözlemlenmiştir. Bilinen tanımlama ile tam bir “kırmızı okyanus” haline gelen bir pazardan bahsediyoruz. Artan rekabet ve azalan ürün ömürleri, sürekli yatırımı ve yeni ürünler geliştirilmesini zorunlu hale sokmuştur. Sektördeki bu gerçek; karlılıklarda hızlı düşüşe ve yeni ürün tanımlamadaki risklerin artmasına sebep olmaktadır. Dünyanın en bilinen markaları bile pazarın beklentilerine ve değişen hayat tarzına tam uyum sağlayamayan yeni ürün lansmanları nedeniyle zora girebilmektedir. İyi bilinen markanın her çıkardığı yeni ürünün müşteri tarafından gözü kapalı kabullenildiği dönem artık bir daha geri dönmemek üzere geçen yüzyılda kalmıştır. Markayı koruma ve geliştirmenin yolu artık tamamen hızla değişen yaşam tarzları ve yeni değerlerin iyi analizinden ortaya çıkan yeni ürün kavramlarının gücünden geçmektedir. Bu anlamda artık yeni ürünlerin konseptine sektörün duayenleri değil hedef pazarı en iyi algılayabilen ve anlayabilen parlak beyinler karar vermek durumundadır. Konsepti belirlenen ürün fikrinin ürüne dönüştürülmesi artık ülkemizde de çok iyi bilinen tekniklerle yürütülen bir mühendislik işidir. Bu mühendislik işi kendi içinde pek çok arge faaliyeti ile yürütülür. Ancak asıl değerli olan arge ve innovasyon; ürün konseptini oluşturma aşamasındaki fikirlerde gizlidir. Özetle yerli bir otomobil markası yaratılacak ise; bu ürünün/ürünlerin konseptinin iyi bilinen markaların ürünlerinden daha fazla özellikler, yenilikler içermesi asgari başlangıç koşulu.
Algı meselesi
Ürün / ürünlerin konseptinde; yaratıcılık , toplum ve geleceği yakalama açısından çok iyi işler başardığımızı varsayıyorum. Ancak bu bile bizi tek başına motive etmeye yeterli bir sonuç olamaz. En önemli konulardan birisi “algı” mız. Türkiye’nin bölgesel ve küresel algısını nasıl ölçebiliriz? Bizim güçlü ve zayıf yönlerimizi çok doğru teşhis etmek ve güçlü yönlerimize yaslanırken, zayıflıklarımızın ve kırılganlıklarımızın telafisi için neler yapılabileceğini çok iyi planlayıp yönetmemiz gerekiyor. Elbette bu faaliyetler top yekün yapılması gereken cinsten yani ülkenin marka değerinin yükseltilmesi işleridir. Bunun içine demokrasi ve insan haklarındaki dış algımızdan, ekonomimizin gücü ve gelecek potansiyeli, gelir dağılımdaki adalet, terör, suç oranları, kadının statüsü gibi çok sayıda ve farklı farklı alanlardaki ülkemizin toplam değerinin büyütülmesi için yapılması gereken ve herkese pay düşen ödevler girmektedir. Bugün kağıt üstünde benzer özelliklere sahip Çin ve Alman malı otomobillerin Pazar payları ve fiyat posizyonları burada bahsedilen bütünün önemini gözler önüne seren çarpıcı örneklerdir. Aynı kıyaslamayı Avrupalı iki ülke arasında da yapabilirsiniz: Almanya ve İtalya arasında mesela. Yerli markanın başarısındaki en önemli bariyerlerden biri algı meselesidir.
Follower mı Trendsetter mi?
Otomobilde yerli marka yaratmak için nasıl bir stratejimiz olacak? Halihazırda bugün pazardaki mevcut markalar arasında kendimize yer edinebileceğimizi düşündüğümüz bir rekabet sepeti oluşturarak ve ürünlerimizin özelliklerini de benzer şekilde konumlayacağımız bir strateji mi izleyeceğiz? Ya da kendimizi tamamen farklılaştırarak yeni bir trend yaratmayı mı deneyeceğiz? İşin başında bu stratejik kararı almak ve aldığımız kararın gerektirdiği şekilde yol haritasını oluşturmak gerekiyor. Otomobil markası yaratma girişiminin başarılı mı yoksa başarısız mı olacağı bu karar anında kullanacağımız stratejik tercihin bir sonucu olacaktır.
Bu iki strateji tercihinin değerlendirmesini kendi bakış açısından ortaya koymaya çalışacağım. Öncelikle follower olma tercihini ele alalım: Ülke algımız ve jeopolitik açıdan rakip sepetine koyacağımız markalar ve kendimizi bu rakiplere göre konumlandırmamız aslında çok da seçenekli değildir. Avrupalı marka olarak Dacia, Çinli markalar, Hintli Tata ve Malezyalı Proton ile bir sepete gireceğiz ister istemez. Dacia’nın Renault ve Nissan grubunun bir üyesi olması ve Avrupa orijini bu sıralamada en üstte konumlandırmasına yetecektir. En azından işin başında Hindistan ve Çin pazarını hedefleyemeyeceğimizi varsayıyorum. Bu durumda iç pazar ve çevre ülkelerdeki pazarlar açısından yerli markamızın rakip sepetinde Dacia ardından ikinci sırada yer alması uygun olabilir. Ancak altımızda yer alan Hindistan, Çin ve Malezyalı markaların fiyat rekabeti canımızı fazlasıyla sıkacaktır. Bu strateji ile yerli markamızın ne tür ürünlere sahip olacağı ve fiyat posizyonlaması gözümüzde canlanmıştır. Bu ürünlerin iç ve çevre pazarlardaki satışlarından toplam Pazar büyüklüğü de çok rahatlıkla belirlenebilir. Önemli olan bu pazardan ne kadar pay alabileceğimizi kestirebilmektir. Bu konuda da gerçekçi oranlar öngördüğümüzü varsayıyorum. Sonuçta ürünler, pazarlar, paylar, adetler ve fiyatlar belirlenmiş olmaktadır. Bunlar fizibilitenin Pazar tarafından dayatılan acı gerçekleri olarak ortaya konduktan sonra; işin gerçekleştirilmesi argecilere düşecektir. Tecrübelerim bana fizibiliteden beliren hedef maliyette bir otomobili geliştirmenin mevcut alt ve üst yapı imkanlarımız ile mümkün olmadığını söylüyor. Ben “follower” stratejisi ile bir yerli otomobil markası yaratmanın başarılı sonuç vermeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirm. Bu konu “mili gemi” , “milli tank” , “milli uçak” konuları ile eşdeğer tutulmamalı. Bu projeler tamamen kamu alımı olup, pazarlama sıkıntısı olmayan projelerdir. Otomobil ise perakende satılan ve “kırmızı okyanus” tarifli bir rekabet ortamında başarılması gereken bir projedir.
Şimdi ikinci stratejiyi yani yeni bir akım yaratarak bir marka yaratmayı ele alaım : Bu stratejinin aslında 21. yüzyılın başarıya ulaştıran en önemli stratejisi olduğunu söylemek gerekir. Bugün dünyanın en değerli markaları sıralamasına bir göz atıldığında listenin çoğunluğunun bu strateji ile yola çıkan ve başarıya ulaşan girişimler olduğu dikkati çeker. Pek çok markanın yaşı 20’nin altındadır. Yüzyıllık markalar ise bu ligde sürekli yeni beliren markalar nedeniyle sıralarını kaybetmektedirler. Toplumsal değişimleri iyi algılayan ve asıl ihtiyaçları çözmeye yönelen girişimler umulmadık derecede müşteriye hızla ulaşabiliyorlar. Bugünün dünyasında en geçerli sermaye iyi bir iş fikri olarak tescilleniyor. Asıl yenilik ve asıl arge işte burada. Yerli markamız; facebook gibi, twitter gibi, iphone gibi, gsm telefonlar gibi olursa yani salt bir otomobil olmak yerine etkili, ekonomik, kullanıcı dostu, trafik sıkışıklığı üretmeyen, çevreyi kirletmeyen ve her yere ulaşım ihtiyacını çözmeyi hedefleyen bir ürün olursa hayal gerçek olabilir. Marka yaratılabilir.
Yazılar Haluk Karaağaç'a aittir. İletişim : halukkaraagac@gmail.com
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
Haluk Bey,
Sizin gibi Türk otomotiv sanayisinin tüm dinamiklerini yakından tanıyan birisinin görüşlerine katılmamak mümkün değil.
Fakat, benim düşüncem bir otomobil markası yaratmak yerine, raylı taşımacılık konusunda yapacağımız gerek altyapı çalışmaları (ar-ge ve innovasyon içerikli) gerekse taşıma aracı çalışmaları yapsak daha iyi olur diye düşünürüm çoğu zaman.Örneğin Japonların veya İspanyolların hızlı trenleri, lokomotifleri, vagonları ve metroları gibi.
Fakat ne yaparsak yapalım devlet desteği olmadan olmaz düşüncesindeyim.Ulusal bir marka yaratılacaksa yalnız TÜSİAD patronları ile bu iş zor.Kaldı ki, Tofaş Ceyosu Ali Pandır bir konuşmasında yerli bir otomobil markası yaratmanın mümkün olmadığı konusunda açıklamalar yapmıştı.''Tamamen duygusal'' bir durum sanırım.
http://www.ensonhaber.com/Ekonomi/95211/turkiyede-yerli-markayi-unutun.html
Bu konuda başta siz olmak üzere kafa yoran herkese teşekkür ederim.
Civan Geçgil
Sonuc bölümündeki tespitiniz çok doğru. Bu ülke yerli otomobil yapacaksa, "takipçi" değil, "eğilim belirleyici" olmalı. Devrim, Anadol, Murat, Kartal, Toros yapmışsak, bundan daha fazlasını da yapabiliriz. Yapılacak araç yerel de olmamalı, bölgesel de olmamalı. Küresel anlamda satılacak bir yerli aracımız neden olmasın?
Bu yeni araç tüm kuralları bastan yazacak bir araç neden olmasın? Bkz. iPhone ornegi!
Yorum Gönder